Pek çok ebeveyn bebeklerin kolay üşüdüğünü düşünse de uzmanlara göre bebekler üşümüyor algısı büyük ölçüde ebeveynlerin aşırı korumacı yaklaşımından kaynaklanıyor. Özellikle ülkemizde bebeklerin gereğinden fazla kat kat giydirilmesi, ebeveynlerin “üşümesin” duygusu ile hareket etmesine yol açıyor. Ancak bilimsel veriler bunun tam tersini gösteriyor: Çoğu durumda bebekler üşümüyor, biz sadece onların soğuğa karşı doğal adaptasyon becerilerini zayıflatıyoruz.
Bebekler doğduklarında vücutlarında “kahverengi yağ dokusu” bulunuyor. Bu özel doku bir ısı üretici gibi çalışıyor ve bebeğin vücudunu kalorifer misali ısıtarak soğuk havaya karşı koruyor. Soğuk iklimlerde yaşayan bebeklerin soğuğa daha dayanıklı olmasının temel nedeni de bu doğal ısıtma sistemi. Ancak biz bebekleri kalın kalın giydirdikçe kahverengi yağ “hareketsiz” kalıyor. Zaman içinde bu doku “zaten sıcak, çalışmama gerek yok” diyerek zayıflayabiliyor ve bebekler gerçekten soğuğa karşı hassaslaşmaya başlıyor. Yani bebekler üşümüyor iken biz onları üşür hale getirebiliyoruz.

Uzmanlar bunun yalnızca bebeklik dönemine özgü olmadığını, yetişkinlikte de sürdürülebileceğini belirtiyor. Azalan kahverengi yağ dokusunu geri kazanmak mümkün. Yavaş yavaş soğuğa maruz kalmak, duşta sıcak sudan soğuk suya geçiş yapmak ve düzenli spor yapmak kahverengi yağın yeniden aktif hale gelmesini sağlayabiliyor. Bu yüzden spor yapan kişilerin soğuğa daha dayanıklı olması tesadüf değil; vücut doğal ısı üretim kapasitesini artırmış oluyor.
Sonuç olarak bebekleri koruma içgüdüsü doğru olsa da aşırı kalın giydirmek onların doğal termal düzenleme mekanizmasını köreltebiliyor. Onları kontrollü, dengeli bir şekilde soğukla tanıştırmak ise hem daha sağlıklı hem de doğal gelişimlerine uygun bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
